Yargıtay’da sonunda açıklamasını yaptı.
İlk önce haberi sonrasında kendi incelememizi yazalım.Buyrun haberin tamamı;
Kaynak;haberturk.com
Yargıtay Başsavcılığı YÖK’ün aldığı “Başörtülü öğrenciler tüm sınavlara başları kapalı şekilde girebilirler” kararına tepki gösterdi. Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya’nın yayınladığı açıklamada, başörtüsü serbestliğinin laiklik ilkesine aykırı olduğu açıkladı. “Anayasa’ya AYM ve AİHM kararlarına uyulmalıdır” denilen açıklamada “Yasama ve yürütme yargıya saygı duymalıdır” ifadeleri kullanıldı.
Yargıtay Başsavcılığı’ndan yapılan yazılı açıklamada Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğu ifade edilirken, laiklik ilkesinin temel ilkelerinden biri olduğu vurgulanıyor.
Açıklamada, ”Dinsel inanç veya dinsel kurallarla doğrudan ilişki ve bağlantı kurularak yapılan düzenlemeler, hem devrim yasalarını, hem de laiklik ilkesini ilgilendirir. Yükseköğretim kurumlarındaki öğrencilerin giyimlerini düzenlerken türban kullanımına dinsel inanç nedeniyle geçerlilik tanımak, kamu hukuku alanındaki bir düzenlemeyi dinsel esaslara dayandırma suretiyle laiklik ilkesine aykırılık oluşturur. Yasama ve yürütme yargı kararlarına uymak zorunda. AIHM kararına göre türban yasağı zorunlu tedbirdir. Gerek iç hukuk, gerekse uluslararası hukuk boyutuyla değerlendirildiğinde türbanın koruma görmediği ve laiklik ilkesiyle bağdaşmadığı görülmektedir. Siyasilerin beyanları politik çıkara dayanmakta” denildi.
Türbanın kesinlikle din ile bir alakası yoktur…..
Hemen nedenlerini sıralayalım….
Bu konuda uzaman kişilerin hazırladığı yazıyı okuyalım.
Kaynak;kuradakidin.net
Mümin kadınlara da söyle: Bakışları ölçülü olsun ve cinsel organlarını korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünenler hariç açmasınlar. Örtülerini yaka açıklarına koysunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları, yahut babaları, yahut kocalarının babaları, yahut oğulları, yahut kocalarının oğulları, yahut kardeşleri, yahut kardeşlerinin oğulları, yahut kendi kadınları, yahut ellerinin altında bulunanlar, yahut kadına ihtiyaç duymaz olmuş erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar, yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hepiniz topluca Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz.
24- Nur Suresi 31
Kadını kendi zihniyetine göre yaşatmak isteyen zihniyetin çarpıttığı ayetlerin başında bu ayet gelir. Bu ayetteki “hımar” kelimesi geniş manalı bir kelime olup örtü manasına gelir. Eski Arap yazılarına bakılırsa hımarın yere konulan, masaya örtülen veya herhangi bir örtüyü tarif edebileceğini görürüz. Hımar, başı örterse başörtüsü olur, masaya konursa masa örtüsü olur. Allah eğer “hımar” kelimesi ile başın örtülmesini isteseydi “hımarürres” gibi bir vurgulama ile başörtüsü diyebilirdi: Böylece “res” kelimesi ile baş bölgesi vurgulanır ve örtü kelimesi olan “hımar” ile beraber başörtüsü net bir şekilde anlaşılırdı. Nitekim abdest alınmasıyla ilgili ayette başın sıvazlanması söyenirken, baş kelimesi Arapça karşılığı ‘res’ ile vurgulanır.
Üstelik ayette kapatılacak yerin yaka açığı olduğu geçer. Yani hımarın başı kapatması değil, ayette açıkça yaka dekoltesini örtmesi istenir. (Yaka açığı manasına gelen ‘cuub’ kelimesi hem bu ayette kapanılacak bölgeyi belirtmek için, hem Hz. Musa’nın yaka açığına elini soktuğunu belirten ayetlerde geçer.) “Hımar” kelimesi sırf başörtüsü manasına gelse bile bu ayetten başı örtmek değil, yine yaka dekoltesini kapatmak anlaşılacaktı. Üstelik başörtüsünü Kuran’a maletmek isteyen zihniyet, açık bir saptırma yaparak “felyedribne” fiilini “salsınlar” diye tercüme etmeye kalkmıştır. Böylece ayeti okuyan “başörtüsünü yaka açıklarına salsınlar” şeklinde okuyacaktır. Oysa hiçbir şekilde “darabe” kökünden türeyen “felyedribne” fiili “salsınlar” manasına gelmez. Bu fiille örtünün yaka açığına konulması yani kapatılması anlatılır. Kuran’da salsınlar, indirsinler manasında “felyüdnine” kelimesi kullanılır. Allah böyle bir ifade kullanmak isteseydi “felyedribne” fiili yerine “felyüdnine” fiilini kullanabilirdi. Bu örnek bize gelenekçi zihniyetin, kendi fikirlerini doğru çıkartmak uğruna gereğinde Kuran’daki kelimelerin manasını kaydırmaktan çekinmediğini göstermektedir.
Ayette diğer dikkat etmemiz gereken nokta “süsler” kelimesi ile neyin kastedildiğidir. Bizim kanaatimize göre “süsler” kelimesi ile özellikle “göğüsler” kastedilmektedir. Çünkü ayetteki tüm noktalarla mantıklı bir şekilde göğüs bölgesinin uyum sağladığı kanaatindeyiz. Birincisi, ayette yaka açıklarının kapatılması geçiyor, yaka açıklarından ise göğüsler gözükür. İkincisi, ayette gizlenen süslerin belli edilmesi için ayakların yere vurulmaması geçiyor. Ayaklar yere vurulduğunda vücutta belli olacak yer özellikle göğüslerdir. (sütyenin o dönemde icad edilmediğini düşünürsek bu daha da iyi anlaşılır.) Üçüncüsü, ayetten kendiliğinden görünenler hariç süslerin kapanması söylenmektedir. Ne kadar kapatılmaya çalışılırsa çalışılsın özellikle iri göğüsler, çeşitli fiziksel hareketlerde, hatta rüzgarın esmesiyle elbise yapışınca bile kendini belli edebilir. Ayetten bunun doğal olduğu anlaşılır. Dördüncüsü, ayette süslerin kimlerin yanında açılabileceği söylenir. Kuran’daki diğer ayetlerden kadınların bir kısmının iki yıl gibi uzun bir süre çocuklarını emzirdiğini görüyoruz. Kadının, babası gibi yakınlarının yanında, çocuğu acıktığında ve ağladığında onu emzirmesi gerekebilir. Ayetteki bu açıklamanın özellikle bu konuda kadınlara büyük kolaylık sağlayacağı kanaatindeyiz. Tüm bu izahlara göğüs gibi uyan başka bir bölge bulunmadığı için süslerle özellikle göğüslerin kastedildiği sonucuna varabiliriz. Süsler kelimesinden ziynet, takı gibi maddelerin anlaşılamayacağı ayetin bütünsel olarak ele alınmasıyla açığa çıkar. Çünkü ayette kadınların süslerini kendi kadınları yanında açabileceği geçiyor. Takı gibi maddeler tahrik unsurundan daha çok hava atma unsuru olabilir. Eğer bu hava atma olayı engellenilmeye çalışılsaydı, buna ilk karşı cins erkekler yerine, aynı cinsten olan kadınlar dahil edilirdi. Ayrıca ayakları yere vurunca hangi ziynet, takı eşyası belli olur? Kendiliğinden gözüken ziynet, takı ne olabilir? Araf suresi 31’de ziynet eşyalarının mescid yanında giyilebileceğinin söylenmesi, takıların cami yanı gibi en kalabalık yerlerde de teşhir edilebildiğini, yani saklanmasına gerek olmadığını gösterir. Görüldüğü gibi mantıksal bir elemeyle gidildiğinde ayetin özellikle göğüs bölgesinin kapanmasını vurguladığı anlaşılır.
Sizinde gördüğünüz üzere türban ile ilgili yada daha açığı kapanma ile ilgili yerler Kuran-ı Kerim’de belirtilmiştir.
Amaç çok açık ve nettir.
-Burada amaç siyasi çıkardır.(Dİnci partilerden bahsediyoruz.).Tabi siyasi akımdan faydalanarak haksız kazanç elde edenlerin üstünde durmak çokta gerekli değil.Çünkü herkes yaşamında bunlara şahit oluyor.
Bunun dışında bunu destekleyen insanların istedikleri genel olarak aşağıdaki şekildedir;
-Kadını erkeğin ardından 2.sınıf insan durumuna sokmak
-Erkeklerin hegomanyasını güçlendirmek
-Türban kullanan bayanlar müslüman diğerleri kesinlikle müslüman olamaz imajı yaratmak.
Daha birçok neden yazılabilir ama en çok göz önünde olanlar bunlar…..
Peki ben bunu savunan erkeklere bir öneri getireyim.
Genellikle toplumda oluşan fikir;
“Eğer başı açık olursa erkeklerin cinsel isteklerini uyandırır”
Bayanlarımızın başını kapatmak yerine neden o azgın beyninizi köreltmiyorsunuz.
Kimse kusura bakmasın ama bir bayanın başını açık görüpte azan insan kesinlikle sapıktır.
Bence bu sapıklara at gözlüğü takmak daha mantıklı olacaktır.
Aslında bu konuyu bu kadar uzatmak istemiyordum ama kimse kusura bakmasın…..
Siyasi çıkar elde etmek için insanların en vicdani duygularını sömürenlere bir cevap verme gerekliliği duydum….
Son olarak amacımız hiçbir dini kötülemek değildir.
Dindar insanlara saygım sonsuzdur.
Mutlu günler……









Henüz yorum yapılmamış